
pinokyo
kalem ve kağıda ihanet ediyormuşum gibi geliyor buraya yazarak.
yeşil yeşil çimenleri gördüğünde
kırmızı kırmızı koştu önce
pembe pembe gülerek
nefes nefese kaldı mor mor
yemyeşil çimenlerin üzerine uzandı
masmavi gökyüzüne bakarken
mor mor nefeslendi.
pembe sarı gülümsedi bu defa
zamandan üç beş saniye çaldı.
kahve rengi gözlerini düşünüp
sarı sarı hüzünlendi yalnızlığına.
18 mayıs 2009- pazartesi
keyifsiz kalktım bu sabah. ağızımın tadı tuzu yok. çayımı içtim yine aynı. tatsız tuzsuz. kahvaltım da öyle. keyifsiz. sanki köyü birşey olacakmış duygusunu hisseder ya insan, öyle işte. henüz olmadı da bekliyorum. ne olacaksa olsun…
çıktım evden. deniz havası iyi gelir belki diye.
ikide birde neden saate bakıyorum ki. her baktığımda ya bir dakika ya iki dakika geçmiş oluyor. evet bir iki derken bir bakmışsın koca gün koca gün hiç birşey yapmadan geçmiş. zaman yine ispatlamış ki hiç bir işe yaramıyorsun. böyle boş boş daha kaç saat geçecek bilmiyorum. keyifsiz ama bu durum. can yakıcı hatta. yoksa vaz mı geçmeli artık. başka bir iş mi denemeli. 25 seneyi buruşturup çöpe atmak ta zor bir karar tabi. artık hayat nereye götürüse diye düşünüp kendi haline mi birakmalı. acaba nasıl bir taksi şoförü olur ki benden? bakalım zaman ne gösterecek…
çevrede masalarda oturan bi dünya insan var. unuttum sanırım söylemeyi. sahildeyim. çay içiyorum oturmuş. bahar gelmiş. dışarıda insanlar. kurtulmuş kışın karanlığından, atmış kendini dışarı. herkes güneşle sevişmede.genci yaşlısı herkes…
tanıdık insanlar çoğu tabi. arada tanımadıklarım da var elbet. ya tesadüfen gelmişler. en azından müdavimi değiller buranın.
herkesin derdi başka. kulak kabartıyorum, izliyorum.
kimi dün akşam ki maçtan konuşuyor.
- volkan’ın yerine öbür volkan olsaydı böyle bitmezdi be abi,
- o da çok yaktı bizi ya, hatırlasana geçen sene gs maçını….
- yok abi bence yönetim de sapıttı. kaç senedir alınmamış ya kupa. bişeyler yapsalardı, alsalardı….
solumdaki masada iki teyze, 60 civarında yaşları. yanlarında 25-26 sında bir genç, galiba otistik.
- buralar çok değişmiş diyor biri, diğeri dinliyor. belli ki daha öncelerini de biliyor buraların. anlatıyor;
- eskiden burada kayıkhane vardı, elinle işaret ediyor çocukluğumuzda balık tuttuğumuz kayıkhanenin yerini.
- şu ileride de bir gazino vardı, adını hatırlayamadım şimdi diyor. kısa birsüre düşünüyor.
- aa bak hatırlayamadım adını diyor hayıflanarak.
- miltiyadi….
diyor yan masada, mahallenin kızlarından biri.
mahallenin kızları 100 yıldır buradalar benim bildiğim. ben küçüktüm. idmana gelirdim kulübe, onlar buradaydılar. ben eşşek kadar adam oldum, onlar hala buradalar. sanırım hep te burada olacaklar.
- a evet evet miltiyadi diye onaylıyor unutkan teyze gülümseyerek ve minnet duyarak aynı zamanda bu hatırlatma için.
unutkan teyzenin karşısındaki teyze de gülümsüyor. ya duruma, ya hatırlatan teyzeye, çözemedim.
- ben sizi tanıyorum diyor hatırlatan mahallenin kızı. aksu’dan diyor. birlikte çalıştık aksu’da. adınızı çıkaramadım ama hatırlıyorum simanızı.
hatırlatma sırası ona geldiği için gizli seviçli bir ses tonuyla
- meral diyor. sizde bana yabancı gelmediniz aslında, çok oldu tabi derken o gizli sevinçli ses tonunun yerini durağan bir hüzün alıyor.
bir an sessizlik oluyor.
- şey vardı orada. hani topluca nezaket miydi adı diye eskilerden bir sohbet başlıyor tatlı tatlı. aksu’da çalışmamış ne hatırlayan ne de hatırlatan olmayan, dinleyen teyze can kulağıyla olmasada dinliyor gibi yapıyor bu tatlı sohbeti.
- abi çay!
- ver diyorum.
dönüp yan masaya gidiyor.
- çaaay!
diyor. ortadaki a yı biraz uzatarak ve biraz da sevimli olmaya gayret ederek ama aslında sadece şımarık olabilen bir ifadeyle genç garson.
- ver oğlum ver ama açık olsun, çarpıntı yapıyor diye açıklıma yapma ihtiyacı duyuyor dinleyen teyze.
ilk defa duyuyorum sesini dinleyen teyzenin. çok da ilginç değil. hiç bir özelliği yok yani. sıradan bir 60 yaşında dinleyen teyze sesi işte diye saçma bir düşünceye kapılıyorum.
çayları asaya koyan kendini sevimli sanan ama aslında şımarık olan garson çocuk dönüp giderken, utanmadan ve yüksek bir sesle bu çaylara tavşan kanı yakıştırması yapıyor. gülümsüyorum.
- sahtekar diyorum. kandıramazsın beni, başkalarını belki ama beni asla kandıramazsın diyorum elimdeki bardaktaki çaya. utanıyor çay. yok diyor ben söylemedim, garsonun uydurması abicim. şımarık işte.
telefonum çalıyor.
hüseyin
uzun zamandır görüşmüyoruz. hayırdır diyorum önce, sonra bakırköy’e gelmiştir o yüzden arıyordur diye geçiriyorum içimden.
açıyorum. düşüdüğüm gibi çıkıyor. bakırköy’e gelmiş.
gel diyorum sahildeyim.
yine memleketi kurtaracağız içinde bulunduğu boktan durumdan anlaşılan. bu adam hep böyledir. bir sürü tez sürer ileri. kendide inanmaz ya ama yine de tez üretir ta ki ben okkalı bir küfür savurana kadar.
bütün bunlar olurken çayım buz gibi olmuş yazarken ben. bir çay daha söyliyeyim. karbonatın da iyi geldiği bişey var mıdır acaba? soğutmadan içebilmek için kağıdı kalemi bırakıp kaldırıp ortadan, unutan, hatırlatan ve dinleyen teyzelerin, kimi zaman komik kimi zaman hüzünlü hoş sohbetlerini dinlemeye başlıyorum.
aklımdayken söyliyeyim. bekledim bekledim kötü birşey olmadı.
14 mayıs 2009-perşembe
bu dünya
sokak kedisi
çelişki
ahanda yazdım işte
ne ki yani.
40 yaşıma gelmişim. az buz değil ha 40 sene. saçım sakalım ağardı da hala tanıyamadım mı insanları? yok ya tanıdım; hem de nasıl tanıdım. aslında insan dediğin çok karmaşık bir şey değil ki. diğer insanlarda tıpkı benim gibi. şaşar beşer. bir dolu yanlışı var herkesin kendi çuvalında. bir dünya yalnış. kimse sahici değil. yada aslında herkes sahici de bir araya geldiklerinde sahici değil.
” var ya hani şu yapılmamalı, şöyle yaparsan olmaz, çok ayıp ya ” falan işte hepsi yalan bunların, kandırmaca. herkes birbirine sevimli gözükecek ya. bi dünya kural varya yazılı olmayan. toplum kuralları. yalan işte onlar. buz gibi yalan hem de. yeminle yalan. palavra. herkes bir başkasını yanındayken inanıyor. teke tek konuştuğunda kimse inanmıyor. tamam da kardeşim bu tek tek insanlardan olmuyor mu bu topluluk… eeee ne o zaman. herkes utanıyor fikrini söylemeye, gerçek düşüncesini söylemeye; oysa ki herkes gerçek fikrini söylese, hiç problem falan çıkmayacak. zaten o zaman toplumun genel geçer kuralları insanın gerçek düşünceleri olacak. işte o zaman da böyle saçma sapan şeylerle kendi özgürlüğümüzü kendimiz kısıtlamayacağız. salak ve zaten olmayan bir takım garip kandırmacalar bizi yaralamayacak. ne salaklık değil mi?
neyse ya ben bütün bu insanların içinden sadce bir kişiyim. napiim kardeşim böyle işte. bence budur. beni afaroz edin. bence böyle. bilmiyorum belki de herkes böyle düşünüyor da kimse cesaret edemiyor. bilmiyorum hiç.
en iyisi yatıp uyuyayım ben şimdi. belki da sabah uyandığımda herşey başka olur.
bi de hani bir inanış vardır ya vatandaşlar arasında. neyse şimdi açmıyayım konuyu. uzun hikaye. ama valla söz yazıcam…
eyvallah. aslında kalemle kağıtla yazmayı severimde, bu defalıkta böyle olsun bakalım…